22 Ağustos 2009

rahmi koç müzesi...





Müzeleri hep çok sevmişimdir. Yıllarca bir profesyonel olarak duyduğum merakın yanısıra, bir ziyaretçi olarak herbirinin sunduğu o dingin atmosferden çok etkilenmişimdir. Yurtdışında 'az ye, çok müze gez!' şeklinde bir sloganımız olmuştur hep bazen el yakabilen müze girişleri karşısında. 20'li yaşlarımın başında, bir çok önemli müzeyi sindire sindire gezme şansım oldu.
Louvre'da indirimli gece tarifesi ile giriş yapıp, yarı aydınlatılmış Mısır bölümünde 30'lu yaşlarındaki kadın mumyası karşısında çakılıp kalışımızdan, New York'da yıllarca kitaplarda planlarını ezberlediğim Guggenheim'ın gösterişli rampasını adımlamaya bir dolu ahtıra üşüşüyor şimdi aklıma ama konumuz müze ziyaretleri tarihçem değil.
Yurtiçi seyahatlerde de müzeleri atlamamaya çalışırım ama içim öyle acır ki her ziyaret sonrası, o yetersizlik, bakımsızlık, elindeki değerlerin farkında olmayış, vesaire ile hep işe el atma güdüsü dürtükler beni.
İstanbul'da açılan her müzeyi de periyodik olarak ziyaret etmeye çalışırım. Yeni sergiler, yeni yaklaşımlar, yeni eklenen bölümler olur ya mutlaka... Santralİstanbul'dan İstanbul Modern'e; Sabancı Müzesi'nden Oyuncak Müzesi'ne bir sürü yüz akımız da oldu son yıllarda ya, benim keyfime diyecek yok... Neyse...
Rahmi Koç Sanayi Müzesi'ni ilk ziyaretimin üzerinden kaba hesapla 6-7 yıl geçmiş olduğunu farkettim. Bu farkedişin üzerinden de belki 1-2 yıl geçti :-) Ve sonunda bugün yeniden kapılarını çaldık. 2 çocukla bile koskoca bir günü geçirebileceğiniz keyifli bir mekan haline gelmiş müze. Açık hava, tren-tekne turları, keşif küresi, nefis tatlılarıyla Halat, atlı karınca, çok çeşitli sergi konuları ve alanları gerçekten herkes için doyurucu ve keyifli bir ziyaret sağlıyor.

Hiç yorum yok: