19 Ağustos 2009

derlenip toplaniyorum...

Çok heyecanlıyım. Bütün serseri okumalar, ona buna bulasmalar sonucu beyin kıvrımlarında kalan kırıntılar, meraklar, vesaire vesaire yerini bulacak. Herşey yolunda giderse gelecek ay bu zamanlar doktora derslerime başlamış olacağım. Özgür bu heyecanımı çok naif buluyor. 6 yıllık doktora maratonunu Mart'ta tamamladı ve yaraları yeni yeni kabuk tuttu :-) Ona göre doktora süreci heyecanlanlanılacak bir süreç değil. Aksine çok sancılı bir süreç ve insanın bunu seçebilmesi için hafif mazoşist olması gerekiyor. Doğrudur. Ben Türkiye'de yaşadığımı unutup hala böyle şeylere fazlaca anlam yükleyip burnumu sürtmeye mahkum bir kişiyim ama işte o bilginin kokusu var ya, o beni böyle meczuplaştıran. Elimde değil. Nasıl olacak değil mi 2 çocuklu ev hayatı ile? Yok hiç takılmıyorum bunlara. Öyle bir körlük anlayacağınız.
Aklımda bir sürü konu var. Bir tanesi tezim olacak. Çok okuma, çırpınma ve araştırma gerektirecek bir konu. Ama o konuyu oturayım, kendi başıma araştırayım, yazayım denince olmuyor. Bir sistem, bir mentor (bak yine ne çok anlam yükledim danışmanlara) falan gerekiyor.
Neyse dedim ya aklımda bir sürü konu var diye. Şimdi sistemli bir şekilde sıraya giriyorlar postumun başında da belirttiğim gibi.
Aslında başlı başına bir post olmasını dilediğim bir kavram ile tanıştım geçenlerde. Mimarlar Odası'nın toplantılarından birinde işlendi bu kavram. EKOFEMİNİZM... İşte tek çatı altında toplanmış (benim için önemli) iki yaklaşım. Söyleşinin özeti aşağıdaki gibi. Ama Kavramın yeniliğinden dolayı, iyi bir sunum yapabileceğinden şüphe duyduğunu sık sık dile getiren Mücella Hn. konuyu hem çok genel hatlarıyla inceledi hem de önemli isimler ve kaynaklar konusunda bizi aydınlattı. Elde var biiiiir....
“Ekolojik Perspektifler” söyleşiler dizisinin 5 Ağustos 2009 Çarşamba günü gerçekleştirilen “Ekolojide Farklı Arayış ve Yaklaşımlar ‘Ekofeminizm” başlıklı sekizinci bölümünde, Mücella Yapıcı ilgi ile izlenen kapsamlı bir sunuş yaptı...
Temel vurgu olarak, çevre politikalarının ve ekoloji sorunlarının tartışılmasının bu konudaki etik ve felsefi yaklaşımlar ve tartışmalar göz ardı edilerek yürütülemeyeceğine inandığını belirten Yapıcı; doğanın ve insanlığın kurtuluşu için uygarlığın ortaya çıkışından bugüne değin hükümranlığını sürdüren ataerkil toplumsal sistem ile yüzleşme gereğinin altını çizdi.
Düşünce sistemlerinin esasını etik ve/veya metafizik yaklaşımlardan çok toplum ve siyaset felsefesi ile ilgili konuların oluşturduğu ve ekolojik sorunların ve krizin asıl nedeninin baskı, hiyerarşi ve ezme ve ezilme biçimlerinin egemen olduğu toplumsal sistemlerin neden olduğunu ileri süren toplumsal ekolojistler ve feminist ekolojistler arasıdaki benzerlik ve ayrılıklara değinildi.
Önemli bir bölümünde de tarihsel kökenleri ile birlikte “ekoloji” ve “feminizm” kavramlarını geçmiş ve bugünün akımları ile birlikte ayrıntılı olarak irdelediği sunuşuna, daha sonra “ekofeminizm” kavram bütünselliğine dönük örnekler vererek devam etti.
İzleyenlerin katkı ve sorularına ayrıntılı açıklamalarıyla yanıt veren Mücella Yapıcı konuşmasını izleyenlere teşekkür ederek tamamladı.

Tabi ekofeminizm dedik mi aslında 2 koca maddeden bahsediyor oluyoruz ki bu da bizim iki koca deryaya tek kollukla atlayacağımız anlamına geliyor. Ekolojiye girdik mi, işin mühendislik yanından mı yoksa etik yanından mı çıkarız kestiremiyorum bile. Hele genelde kadın, özelde feminizm bizi epey dağıtır kannatindeyim.
Sonra 2 çocukla hayatın getirdiği okumalarda kaybolmalar var ki bu da başka başka kavramlarla tanıştırıyor beni. Natural Parenting (Doğal ebeveynlik) ve Idle Parenting(Başıboş(!) Ebeveynlik bunlardan bazıları. Nasıl yani değil mi? Evet efendim anne-babalık da öyle gelişigüzel yapılmıyor. Hangi ekoldensiniz? diye sorgulanabilirsiniz :-) Çok ilginç geliyor çok...Elde var ikiiiii...
Blog blog blog... Bloglar ve blog uslupları da cezbediyor beni araştırma konusu olarak. Elde var üüüüç...
Dedim ya bir naif heyecan...

Hiç yorum yok: