26 Şubat 2009

faydalı bir post . . .

Cok takıntım vardır. Ama bugünlerde en gözüme batanı ve genelde en can sıkıcı olanı 'faydacılık' takıntımdır. Felsefi anlamından ziyade, kendimce herşeyin bir işe yaraması, bir faydası olması gerektiğine inanmak anlamında kullanıyorum. Yanlış anlaşılmasın...

Bu anlatılmaz yaşanır takıntıyı örnekleyecek bir dolu şey vardır hayatımda.

Faydacılığın faydalı' (!) olduğu alan uzmanlığım. Mimarlıkta 'FFF' yani 'form follows function' yani 'biçim fonksiyonu izler' yani 'faydası olmayan çizginin ne işi var tasarımda' ilkesine pek sıkı fıkı bağlıyımdır ve zararını görmemişimdir. Hem sanıldığının aksine çok monoton çizgiler ve tasarımlar doğurmaz bu kaygı...

Dekorasyonda da severim faydacılığı. Süsten hoşlanmam. Mekanda yer alan herşeyin bir amacı olmalıdır Amaç kişiden kişiye değişebilir belki ama benim için, vazo çiçek sergiler, çiçek güzel kokar; mum yanar, mekana bambaşka bir duygu verir; resim çerçevesi en güzel donmuş geçmiş anımızı sergiler, hatırlatır; yastıklara yaslanırız, rahat ederiz... Anladınız değil mi?

Ama bununla da kalmaz bu takıntı. Günüm, mutlaka 'faydalı' birşey yapma kaygısı ile geçer. Yani gündelik işler (ortalığı toplamak, yemek hazırlamak, temizlik, çamaşır, alış-veriş, vb.) faydasızdır. Çocuklarla zaman geçirmek, film izlemek, kitap okumak, araştırmak, ortaya bir ürün çıkartacak herhangi bir aktivite (örneğin yazmak, çizmek, dikmek, örmek, vb.) spor yapmak, arkadaşlarla buluşmak, sohbet etmek vb. faydalıdır.

Yani keyif aldığım şeyleri 'faydalı' etiketiyle taçlandırmışım gibi gelebilir ama kazın ayağı gerçekten öyle değil.

Örneğin yemek konusunda sıkıntı verici bir takıntıdır bu faydacılık. Hele çocuk sahibi olduktan sonra daha da şımarmıştır bu takıntı.

Sonra bir de 'ziyan' takıntısı ile kolkola girmez mi bu takıntı. İşte o zaman hayat bana gerçekten zindan olmaya başlar.

Örneğin eskiyen kıyafetleri ayıklarken, sıkıldığım ya da eskiyen eşyaları elden çıkarırken, alış-veriş yaparken, vb. fayda hesabı yapmaktan bayılacak gibi olurum. Bu beni dünyanın en kötü tüketicisi yapar neyse ki bu 'faydalıdır' :-D

Ruhsal sağlığımda boşluklar olsa beni hallice bir çöp ev sahibine dönüştürebilecek bir atık malzeme canavarı olabilirim örneğin. Çünkü hepsinin bir faydası olabilir yani değil mi?

Ya da, 3. bir dil öğrenmek isterim. Lisede 2. yabancı dilim Almanca olduğu ve 1-2 yıl Almanca okuduğum için onu geliştirmem gerektiğine inanırım. O 1-2 yıl sonucunda edindiğim bilgi faydalı olmalıdır, ziyan olmamalıdır. Halbuki heh burada açıkça söylüyorum işte Almancadan hiç hoşlanmam...

Sonuçta bu ruhani anlamda önemli sayılabilecek özelliğe güzel bir ayar çekme zamanımın gelmiş olduğunu farkettim.

10 Şubat 2009

dünyanın en tuhaf mahluku . . .

Yığılıyor cümleleler aklıma aslında. Ama sıkılıyorum hep aynı öfkenin pençesinde olmaktan, söylenmekten, neden-çözüm aramaktan, aynı cümleleri ağzıma sakız yapmaktan.
Zaten söylenecek ne varsa söylenmiş canım kardeşim...

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Nazım Hikmet Ran
1947