30 Aralık 2008

güle güle iki sıfır sıfır sekiz . . .

Gecenin sessizliğinde bir kaç kere uyanıyorum ya bugünlerde, kucağımda büyüyen küçük bebeğimizi izlemiyor ve koklamıyorsam ya da uykuya yenik düşmemek için kitap sayfalarından medet ummuyorsam, kafamda cümleler uçuşuyor yazmak için. Bir çeşit muhasebe içerisine giriyorum. Nerede kalmıştım? Neler düşündüm, yaşadım, okudum, dinledim ya da planladım? Ah serseri düşünceler. Rahat bırakmıyorlar, oradan oraya savruluyorlar ama olsun işte yazacak bir sürü cümle birikiyor kafamda...
Üstelik bugünlerde bir yılı daha devirmek üzereyiz ya, muhasebenin sınırları genişliyor da genişliyor. Kişisel hedeflerim nelerdi, ne kadarına ulaştım? Beraber planladıklarımız nelerdi neler yaşadık? İçerisinde yaşadığımız toplumdan neler bekledim, nerelere tosladım? Neler öğrendim, kazandım,vesaire vesaire... Bir sürü soru ve yanıt işte...
Sonra yapılacaklar, hedefler, planlananlar giriyor sıraya...
Ben 2009'da daha çok yazacağım :-)

Hepinize sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir yıl dilerim...

29 Aralık 2008

biriken taslaklar . . .

Taslaklar almış yürümüş... Zaman yok ki! Ne zaman niyetlensem, paragraflar hatta cümleler yarım kalıyor. Taslaklar birikiyor da birikiyor. Örneğin bunu doğum haftasında yazmışım. 2009'a girerken biraz toparlanayım dedim de...

''Sürpriz olmazsa ve herşey yolunda giderse, bendeniz bu perşembe hastaneye gideceğim bir tane, sonraki günlerde eve geleceğim iki tane. Yaaa oldu o kadar tabi. Ne çok detay düşünüyorum bugünlerde. Tecrübe ettiğim detayları bir bir hatırlamaya çalışıyorum. Heyecanlıyım. Ya da vücudum kendini, bir sonraki döneme hazırlıyor. Gece geç bir vakit uyanmalar, uyuyamamalar, kitaplardan medet ummalar...
Bir de her şey tamam olsun derdim var ki herkes kolay kolay anlayamaz herhalde... Ben tatile bile çıkarken, ilgili ilgisiz şeyleri düzene koyup öyle gitmeye çalışırım. Dönüşte, taze bir başlangıç hesabı. Şimdi de öyle. Yeni bir dönem ya herşey halledilsin ki yeni tempoda atlanmasınlar, ele ayağa dolanmasınlar. Operasyonel yanım kuvvetlidir ama neme lazım. Serde control freak'lik de var tabi. (Biraz bu, biraz yılı kapatıyor olmanın verdiği yenilenme ihtiyacı ile bloga da yeni bir yüz yapmaya çalıştım. Başka fikirlerle yola çıkıp, bu haline ikna olmaya çalıştım.)
Ama bütün bu 'herşey tamam olsun' kaygısında en temel beklentim 'huzur'. O ilk günlerde, kargaşa, karmaşa, kalabalık, telaş, gürültü, vesaire vesaire öyle dayanılmaz olur ki... Sanki bugünden herşey hazır olursa, sadece o mis kokuyu içime çeke çeke ve tadını çıkara çıkara geçiririm o ilk günleri gibi geliyor. Hem evde eski bebek-yeni bebek dengesini kurabilmek için de huzura, dinginliğe çok ihtiyacım olacak.
Bir de sanki hala tam ayırdında değilim kucağıma bir bebek alacak olmamın. İlk bebekde heyecan bambaşka. Yepyeni bir yaşam biçimine hazırlanıyor olmak pek ayırdında olmama seçeneği bırakmıyor insana. Evin içine küçük çoraplar, küçük bereler, küçük battaniyeler, sabun kokusu, bir beşik, vb. ilk defa giriyor ve sürekli hayal kuruyor insan. Karnındaki her kıpırtı yeniden yeniden şaşırtıyor insanı. Ama ikinci bebek de zaten ilkinin peşinde geçiyor saatler. Kıpırtılar tanıdık, eşyalar tanıdık, süreç (eh biraz hafıza zorlanmasıyla) tanıdık...
Bu arada Soulemama doğurdu...''

Bu arada geçen hafta Soulemama’nın kitabı ulaştı elime. ‘Creative Family’. ‘Tasarımsal tasarruf’ diye tanımlıyorum Soulemama ile yaşamsal kesişim kümemizi. Yaklaşımlarını, önerilerini, tasarımlarını çok keyifle takip ettiğim bu blogcunun yaşama bakışındaki pozitifliği, duruluğu, samimiyeti çok seviyorum. (Kitabı www.amazon.com 'da da bulabilirisiniz ama ben genelde, daha ucuza 2. el kitaplar satan www.alibris.com 'u tercih ediyorum.) 2. kitap 2009 Ağustos'unda geliyormuş...

Sonra bayram tatilinde şunları karalamışım bir fırsat bulduğumda...

''Nasıl bir sorumluluktur bu blog meselesi... Ya da ben nasıl bunu bir sorumluluk olarak algılamaktayım ki, yazmadıkça, kayıt tutmadıkça 'rahatsız' olabiliyorum.
Huh! Neyse çocukların (artık şu çoğul ekine alışmaya başladım bile :-)) bloglarına gereken ilgiyi gösterecek zamanı yakalayabildim. Artık 'Ne şanslı çocuklar!' mı demeli bu kadar kayıt altında oldukları için yoksa 'Yazık!' diye mi düşünmeli tam bilemiyorum.
Mutlu olurlar mı gerçekten bu kadar kayıt altına alınmış olmaktan. Ben ilk günlerde çevremdekiler neler hissetmiş ya da neler olmuş bitmiş okumak isterdim herhalde. Bir çeşit otobiyografik çalışma tadı bırakırdı sanki damağımda. Neyse bilemiyorum.
Herşey düzenini bulmaya başladı. Bayram tatili harika geldi. Evde dingin sayılabilecek günler geçirdik. Hatta bu koşullarda agorafobik olmak içten bile değil. Sokakları hayal edemiyorum. Bayram bilançosu (ne anlamsız bir değerlendirme...) ne kadar ağır... Sokaklar kalabalık, insanlar çıldırmış gibi... Ev ne kadar huzurlu oysa...''


Arada sırada 1-2 saatliğine kaçıyorum dışarı ama yine de durum çok değişmedi. Evde ailem, filmlerim, dizilerim, kitaplarım, müziğim, internetim falan çok muyluyum...

28 Aralık 2008

neler oluyor ?

Kızım bana benzemiş. 'Neden?' sorusunu çok seviyor. Bıkmadan, yorulmadan 'Neden?' diye soruyor. Tatminkar ve rasyonel yanıtlar almadan paçayı kurtaramıyorsunuz. Soruları eviriyor çeviriyor soruyor. Çok karışık olmayan, basit ama hedefini tam 12'den vuran yanıtlar duymak istiyor. Ben de bir sürü konuda hep bu arayıştayımdır. Serseri okumalar ve düşüncelerle yanıtlara ulaşmaya çalışırım. Paket, haplaştırılmış, taraflı bilgileri sevmem. Derine inmek, araştırmak, dağılmak, karışmak ve sonunda basitliğiyle beni şaşırtacak duru gerçeğe ulaşmak isterim.
'Uçurta Avcısı'nı okuduğumda kaşındım. 'Peki ama gerçekten neden?' diye sordum. Sonra 'Bin Muhteşem Güneş'i okudum. 'Ortadoğu Sorunu' daha da biçim kazandı kafamda ama işte 'Neden?' sorusunun o basit yanıtı yoktu ortalıkta. Sonra tesadüf 'A Mighty Heart' ı seyrettim. Arkasından 'Ortadoğu'da Tarih ve İnanç' kitabını okuyarak kafamda uçuşan yanıtcıkların derlenip toparlayacağını düşündüm. Öyle ya bölgeye M.Ö. 10.000'den günümüze uzanan bir çerçevede bakmak tatminkar yanıtlara götürebilirdi beni. Doğumla beraber tabii ki heyecanını yitirdi bu yanıt arayışı. Kitap da başucumda ilgi alaka bekler oldu. Ta ki geçen gün tüm ekranları ve gazeteleri kana bulayan saldırılara kadar... Kitabın sayfaları yine hışırdamaya başladı. Lanet okumak, küfür etmek, taraf tutmak ya da acıya, kana susamış, ağzından 'Ahhh! Vahhh!' salyaları akıtan bir seyirci olmak yerine 'çalışmaya' devam etmeye karar verdim. Ne fayda mı? Ben büyük sorunlara karşıt eylemler için çok küçük insanlar olduğumuz gerçeği ile yüzleşeli yıllar oluyor. Çok acıttı ilk başta hiç bir şey yapamayacak, hiç bir şeyi değiştiremeyecek olmak ama işte öğrenmek, bilmek, düşünmek, konuşmak ve yazmak ile acımı hafifletmeye çalıştım bu süre zarfında. Bu konuda da o duru ve basit yanıta ulaşamadım henüz ama bugün bütün olana bitene bakışım değişti.

6 Aralık 2008

hoşgeldin bebeğim . . .

Söyleyecek çok fazla şeyi olmuyor insanın. Kelimelerin basit, yetersiz, gereksiz olduğu zamanlardan... Nefesini dinliyorum. Kokusunu içime çekiyorum. Vücudunun kırılganlığı, teninin yumuşaklığı, savunmasızlığı içimi titretiyor. İnsanın tekrar tekrar sevebilme, çok sevebilme, en içerilerde bir yerlere dokunan şekilde sevebilme yeteneğine şaşırıyorum. Anne olmaya dair sayısız duyguyla geçiyor günler . . .