''Sürpriz olmazsa ve herşey yolunda giderse, bendeniz bu perşembe hastaneye gideceğim bir tane, sonraki günlerde eve geleceğim iki tane. Yaaa oldu o kadar tabi. Ne çok detay düşünüyorum bugünlerde. Tecrübe ettiğim detayları bir bir hatırlamaya çalışıyorum. Heyecanlıyım. Ya da vücudum kendini, bir sonraki döneme hazırlıyor. Gece geç bir vakit uyanmalar, uyuyamamalar, kitaplardan medet ummalar...
Bir de her şey tamam olsun derdim var ki herkes kolay kolay anlayamaz herhalde... Ben tatile bile çıkarken, ilgili ilgisiz şeyleri düzene koyup öyle gitmeye çalışırım. Dönüşte, taze bir başlangıç hesabı. Şimdi de öyle. Yeni bir dönem ya herşey halledilsin ki yeni tempoda atlanmasınlar, ele ayağa dolanmasınlar. Operasyonel yanım kuvvetlidir ama neme lazım. Serde control freak'lik de var tabi. (Biraz bu, biraz yılı kapatıyor olmanın verdiği yenilenme ihtiyacı ile bloga da yeni bir yüz yapmaya çalıştım. Başka fikirlerle yola çıkıp, bu haline ikna olmaya çalıştım.)
Ama bütün bu 'herşey tamam olsun' kaygısında en temel beklentim 'huzur'. O ilk günlerde, kargaşa, karmaşa, kalabalık, telaş, gürültü, vesaire vesaire öyle dayanılmaz olur ki... Sanki bugünden herşey hazır olursa, sadece o mis kokuyu içime çeke çeke ve tadını çıkara çıkara geçiririm o ilk günleri gibi geliyor. Hem evde eski bebek-yeni bebek dengesini kurabilmek için de huzura, dinginliğe çok ihtiyacım olacak.
Bir de sanki hala tam ayırdında değilim kucağıma bir bebek alacak olmamın. İlk bebekde heyecan bambaşka. Yepyeni bir yaşam biçimine hazırlanıyor olmak pek ayırdında olmama seçeneği bırakmıyor insana. Evin içine küçük çoraplar, küçük bereler, küçük battaniyeler, sabun kokusu, bir beşik, vb. ilk defa giriyor ve sürekli hayal kuruyor insan. Karnındaki her kıpırtı yeniden yeniden şaşırtıyor insanı. Ama ikinci bebek de zaten ilkinin peşinde geçiyor saatler. Kıpırtılar tanıdık, eşyalar tanıdık, süreç (eh biraz hafıza zorlanmasıyla) tanıdık...
Bu arada Soulemama doğurdu...''
Bu arada geçen hafta Soulemama’nın kitabı ulaştı elime. ‘Creative Family’. ‘Tasarımsal tasarruf’ diye tanımlıyorum Soulemama ile yaşamsal kesişim kümemizi. Yaklaşımlarını, önerilerini, tasarımlarını çok keyifle takip ettiğim bu blogcunun yaşama bakışındaki pozitifliği, duruluğu, samimiyeti çok seviyorum. (Kitabı www.amazon.com 'da da bulabilirisiniz ama ben genelde, daha ucuza 2. el kitaplar satan www.alibris.com 'u tercih ediyorum.) 2. kitap 2009 Ağustos'unda geliyormuş...Sonra bayram tatilinde şunları karalamışım bir fırsat bulduğumda...
''Nasıl bir sorumluluktur bu blog meselesi... Ya da ben nasıl bunu bir sorumluluk olarak algılamaktayım ki, yazmadıkça, kayıt tutmadıkça 'rahatsız' olabiliyorum.
Huh! Neyse çocukların (artık şu çoğul ekine alışmaya başladım bile :-)) bloglarına gereken ilgiyi gösterecek zamanı yakalayabildim. Artık 'Ne şanslı çocuklar!' mı demeli bu kadar kayıt altında oldukları için yoksa 'Yazık!' diye mi düşünmeli tam bilemiyorum.
Mutlu olurlar mı gerçekten bu kadar kayıt altına alınmış olmaktan. Ben ilk günlerde çevremdekiler neler hissetmiş ya da neler olmuş bitmiş okumak isterdim herhalde. Bir çeşit otobiyografik çalışma tadı bırakırdı sanki damağımda. Neyse bilemiyorum.
Herşey düzenini bulmaya başladı. Bayram tatili harika geldi. Evde dingin sayılabilecek günler geçirdik. Hatta bu koşullarda agorafobik olmak içten bile değil. Sokakları hayal edemiyorum. Bayram bilançosu (ne anlamsız bir değerlendirme...) ne kadar ağır... Sokaklar kalabalık, insanlar çıldırmış gibi... Ev ne kadar huzurlu oysa...''
Arada sırada 1-2 saatliğine kaçıyorum dışarı ama yine de durum çok değişmedi. Evde ailem, filmlerim, dizilerim, kitaplarım, müziğim, internetim falan çok muyluyum...

0 yorum:
Yorum Gönder