18 Eylül 2008

coştum yine dalgalanıyorum ben...

Tam da söylediğim gibi. Arası açılmış buluşmalar organize ediliyor, programlar yapılıyor, ertelenen işler için güç bulunuyor, vesaire...
Kızım için İstanbul Modern’in kapıları açılıyor bu Eylül’de örneğin. Uzuuun yıllarımı geçirdiğim rıhtımın komşusu bu binaya gitmeyeli belki 1 yıl olmuştur. Yaz sıcaklarında her niyetlenme bezginlikle sonuçlandığından, ancak... Çocuk etkinlikleri için rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Biz hazırız :-)
Dali Sergisi için pişmanlık yaratmayacak bir tarih arayışındayım. Picasso Sergisi döneminde bir iki defa müzenin kapısından dönmüş, Emirgan’da kahvaltı ile yetinmek zorunda kalmıştık. Rodin Sergisi pek popüler değildi de, elimizi kolumuzu sallayarak girmiştik. Kızımızla Rodin imzalarının izini sürüp, heykellerin şekillerine girip, çıkışta Kerem Görsev’in Kahvaltı’da Caz’ından arta kalanlarıyla kulaklarımızı şenlendirmiştik. Dali sergisinin son 2.5 ayında kucağımda yeni bir canla oralara gidemeyeceğim için ne yazık ki serginin en sıcak olduğu günlerde kapıya dayanmamız gerekecek. Dali eserlerini Avrupa’da bir cok merkezde görme şansımız oldu. Ama bu gerçekten çok kapsamlı bir sergi ve denenmiş, tecrübe edilmiş herşeyi kızımızla yeniden keşfetmek ayrı bir keyif. Onun gözleriyle herşey yeniden şekilleniyor benim için. En derin konular bile, ona anlatırken en yalın haliyle dile geliyor ve yeniden aydınlanıyor insan. Bir atölye çalışması ile onun sergi gezisini renklendirmeyi umuyordum ama sergi sonuna kadar tüm atölye çalışmalarının rezerve edildiği, hatta yedek listeden bile ancak Aralık sonunda böyle bir çalışmaya katılabileceğimiz söylenince gerçekten çok şaşırdım. Çok sevindirici buluyorum böyle yoğunlukları... Neyse biz de bayramın ilk günlerinde boş olmasını umduğumuz İstanbul’u turlarken rahat bir sergi günü yakalayabiliriz diye düşünerek plan yapıyoruz.
Devlet kapısındaki işler için de enerji geldi üstüme. Uzunca bir süredir sürünen ‘Nüfus Cüzdanı Değiştirme’ girişimini nihayet sonuçlandırabildim. Devlet kapısında bir işin, hele ki bu bir nüfus cüzdanı değişimiyse yarım saatte sonuçlanması bir çeşit mucize gibi geldi bana. Ama artık 35 yaşındaki bendenizin 0 bir nüfus cüzdanı var. Herşeyi sıfırladık anlayacağınız :-) Sıra diğer resmi belgelerde...
Kitaplar arasındaki serseri yolculuğuma devam ediyorum. Bir blogcu önerisinin peşinde kötü bir yerli polisiye, kitap raflarından cazip cazip gülümseyen senaryo tadında vasat bir Veda, çocuk yetiştirmede edindiğim tüm düsturların aslında bir yöntem olduğunu öğrendiğim bir Harika Çocuk Yetiştirme el kitabı, şahane bir Doris Dörrie okudum.

Yerli polisiyeyi yazmıyorum bile. İyi bir CSI izleyicisini tatmin etmek çok zor :-)

Ayşe Kulin’den sadece Füreya’yı okumuştum. O da zaten kahramanı ile büyüleyen bir biyografi idi. İyi bir Ayşe Kulin okuyucusu olan annemin söylediğine göre Veda’daki, senaryo tadı tipikmiş. Olsun 1920’lerin Türkiye’sine dair akıcı bir dönem romanı okumuş oldum.



‘Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir?’ (kitabın adı kötü. kabul etmek gerek.) çocuk yetiştirmede Montessori yönteminden bahsediyor. Temel felsefe çocuğunu birey olarak kabul etmeye dayandığı için bana çok da yabancı şeylerden bahsetmiyor. Dediğim gibi kızım büyürken el yordamıyla yapmaya çalıştığım herşeyin bir adı varmış işte... Çocuğum harika mı, orası göreceli elbet ama bir birey olarak kendini tanımlaması konusunda doğru adımlar attığımızı düşünmek, 'ya yanlış yaparsam!' endişesi ile zaman zaman sıkışan kalbime serin serin masaj yapıyor :-) Kitap pratik, basit reçetelerle konuyu psikolojik bir bilinmezlikten uzak ele alıyor. Fotoğraflar ve detaylar da harika.
Şahane Doris Dörrie’ye gelince... Yıllar önce film festivalinde ‘Kimse Beni Sevmiyor.’ ile keşfettiğim bu müthiş kadın yönetmen&yazar için yazacak çok şeyim varmış gibi geliyor. Filmden yıllar sonra kitaplarını keşfedip okumaya başladım. Her iki alanda da parlayan müthiş bir mizah duygusu, felsefesi ve ‘kadın bakışı’ var Dörrie’nin.
‘Düşlerimdeki Erkek’ tüm alışkanlıklarınızı, kadın olmaya dair dayatılanlar ve pompalananlarla, içeriden fışkıranlar arasındaki ince çizgiyi ve aşkı anlatan bir nefeslik bir hikaye. Kitabın benim için, 20’li yaşlarımdaki salaş seyahatlerim ile bugünümü yeniden masaya yatırmama neden olacak detayları anarak daha da eğlenceli hale geldiğini de söylemeliyim.



Dörrie’nin !F’de izleme şansı bulduğum son filmi How to Cook Your Life? ise başlıbaşına bir post konusudur, burada harcamayayım. Ama siz bulun ve mutlaka izleyin.

7 Eylül 2008

eylül...

Ve işte karşınızda, yıllardır silkelenmek, yenilenmek, yeniden düzenlenmek, ona buna yeniden ses vermek, yeni filmleri, oyunları, konserleri, mekanları, kitapları keşfetmek-vesaire vesaire anladınız işte-için beklediğim o güzide ay EYLÜL...
Ben tam bir bahar insanıyım. İlk ya da son farketmiyor. İkisinde de bu enerjiyle doluyorum. Doğayla bu kadar empatik bir ilişki içindeyim yani.
Öğrencilik dönemlerimde, çalışan anne-baba çocuğu olarak sadece 1 hafta ya da 10 günlük kaçışlarla renklenen yaz tatilimi, yazlıklarındaki arkadaşlarımla yaptığım günlük konuşmalar ve gömüldüğüm kitaplarla geçirmekten başka seçeneğim olmazdı. Eylül’ü iple çekerdim. Üniversite öğrenciliğim dönemimde ise şehrin hareketli yüzü için beklerdim Eylül’ü. Çalışma hayatı ile beraber de durum aynıydı. Eylül’le beraber, tüm sanatsal etkinlikler can bulur, yeniler ve kaçırılan eskiler için programlar gözden geçirilirdi. Herkes bir bir İstanbul’a damlar, İstanbul o çirkin kış yüzünü giyinmeden, serin akşamlar ve haftasonları renklendirilirdi. Sonra kahvaltıda kendini dışarı atma heyecanı sakinler, evin dinginliğinde uzun saatler geçirmek keyif verici hale gelmeye başlardı. ‘Eve dönüş’ temalı ev içi yenilemeler için kafa yorulur, kahvenin tadı bile bir değişirdi. Çocuk sahibi olunca, tüm bunlara okul heyecanı ve çocuklara yönelik etkinlik araştırmaları eklenmeye başladı. Ama Eylül’ün gelişinin verdiği heyecan hiiiç değişmedi.
Bu yaz anasınıfına başlayan kızımla ve büyüyen karnımla Eylül’e başka bir anlam daha yükledim. Kızım dışarıda eğitim hayatının ilk adımlarına devam ederken ben içeride ‘4 kişilik bir aile için eve dönüş’ temalı ev içi yenilemeleri için kafa yormaya başladım.