12 Ağustos 2008

görsel deneyimler...

Temalı parklar ve temalı uygulamalar konusunun peşine tam olarak ne zaman düştüm hatırlamıyorum ama bir profesyonel olarak bu konuda kafa yormanın ötesinde, bu başlık altına giren tüm deneyimlerden müthiş bir keyif alıyorum. 3D ve 4D sinema da bu listeye dahil.
Mimarlık teorisyeni Bernard Tchumi tarafından tasarlanan
Parc de la Vilette bir mimarlık öğrencisi olduğum günlerde hafızama kazınmıştı. Bu çeşitli merkezlerin birarada bulunduğu bölgede benim için en ilgi çekici yapı her zaman La Geode olmuştu.
Tabi 1999 yılında Paris’i ilk ziyaretimizde buraya yaptığımız keşif turuna kadar içeride nasıl farklı bir dünyanın bizi beklediğini bilmiyorduk. İşte görsel deneyimlerle ilk tanışmam bu şekilde olmuştur. Şimdi mimari ya da görsel sunumu olası kılan teknik detaylara girmemi beklemeyin :-) Burada sohbet ediyoruz sonuçta. Ama sanırım şu kesit içerideki dev konkav perdenin ve dik sinema koltuklarının sizi nasıl da filmin içine taşıdığını göstermeye yardımcı olacaktır. Düşünün ki önünüzdeki kişinin omuzları neredeyse ayak hizanızda. Sağını solunuz önünüz yani yaklaşık 180 derece bakış açınız filmle dolu. Filmde Nil’in üzerinde uçuyorsunuz ya da, derin denizleri keşfe çıkmışsınız. Gözünüzde yanılsama yaratan bir gözlük de yok üstelik. Tabi bu filmler özel kameralarla çekiliyor ve maliyetleri nedeniyle henüz sadece 30-45 dk. lık çekimlerden ibaret ama tadı uzun süre hafızanızda kalıyor. Sonuçta La Geode hem mimarisiyle hem de içeride sunduğu müthiş görsel deneyimle Paris’te kimsenin kaçırmaması gereken bir noktadır bence.
Yine Parc de la Vilette’de 4D sinema ile tanıştım. Kötü bir örnek olmakla beraber hareketli koltukları, ayaklarınızı gıdıklayan fare kuyruğu demonstrasyonu şeritleri, yüzünüze üfleyen rüzgarla nasıl bir şey olduğuna dair fikir veren bir uygulamaydı. Bir madende rayların üzerinde hızla hareket ediyorduk ve her virajda savruluyor, her hızlanmada yüzümüzde rüzgarı hissediyorduk.
Bir kaç yıl sonra bu defa Berlin’de
IMAX 3D ile tanıştım. Üstelik bir gösterisini izlemek için içimin hop hop ettiği Cirque du Soleil’in Journey of a Man’inini izleme şansım oldu.
Sonra başka şehirlerde başka kısa 3D filmlere gittim fırsat buldukça. Sonra sonra
IMAX buralara geldi ve ben kapısından içeri giremedim bir türlü.
Ve REAL D diye bas bas bağıran
Dünyanın Merkezine Yolculuk' vizyona girdi. Yıllar sonra yeniden benzeri bir keyfi yaşamak için sinemaya attık kendimizi. Mutlaka söylenecek bir dolu şey bulmuştur birileri. Evet oturalım insanlığın acılarını, sorunlarını, umutlarını ve umutsuzluklarını yalın dillerle anlatan filmleri izleyelim. Festivallerde kuyruklar olalım, ödülleri alkışlayalım ama sinemanın içinde barındırdığı potansiyelleri de görmemezlikten gelmeyelim. Müthiş maliyetlerden bahsediyoruz bugün ama gerek teknolojinin bu tam gaz hızı ile gerek animasyonun geldiği ve geleceği nokta ile bundan 5-10 yıl sonra izleyeceğimiz filmleri düşünebiliyor musunuz?
Sizi bilmem ama bu beni gerçekten heyecanlandırıyor...

3 yorum:

evrim (akira) dedi ki...

vayy harika bir yapıymış gerçekten, çok beğendim

evrim (akira) dedi ki...

Pekin'deki bird nest ve su küpü hakkında ne düşünüyorsun?

sibel dedi ki...

evrim'cim,
goruntu inanilmaz tabii ki. planlarini falan gormedim.benim icin isleyis daha kritik. yani onca insanin girisi cikisi iyi koordine edildiyse, ulasimi rahatsa, her turlu hava kosulunu tolere edebilir sistemler cozulduyse, vesaire ben ona iyi bir yapi diyebilirim. ama bir heykel yapi olarak degerlendireceksek isiklandirma ile gece ve gunduz verdigi resimler tam seyirlik diyebiirim :)