29 Mayıs 2008

beyan...

Var bir açıklaması elbet. Hem de çok sağlam bir açıklama. Bahardan, Türkiye’de olup bitenden, Telekom’un kaldırmayan altyapısından daha manalı -hem de en incelticisiz a ile- bir açıklamam var elimin klavye dahil hiç birşeyciğe gitmemesine dair. Böyle oluyor çünkü. İnsan değişiyor bir süreliğine. Vücudundaki değişikliklerden önce kafası karışıyor, bocalıyor, aklına kötü şeyler geliyor, heyecanlanıyor, cümle kuramıyor, söyleyeceği şeye kendini kaptırmaktan korkar vaziyette kimseyle konuşamıyor, yalnız kalmak istiyor, bir sure sonra yüreğine sığamayacak coşkuyu önce kıyı bucak gizliyor vesaire…Yani en azından bana öyle oluyor. Sonra vücut değişimleri başlıyor. Mide sabahları, öğlenleri ve akşamları ‘Evet! Orada gerçekten birşeyler oluyor!’dedirtiyor. Yatacak kıyı bucak her zamankinden daha çekici hale geliyor. Yapılacak her iş daha zor, tartıyla ilişki daha bir dostça oluyor. Sonra kabullenmenin artık endişelerle bölünmediği zamanlar gelmeye başlıyor ve küçük küçük alıştırmalarla tekrar ediliyor: ‘Bir bebeğimiz daha olacak!’ ‘Hamileyim!’
Şöyle bir şeyler karaladım ilk günlerde…
‘Yola çıkmışsıın. Yola çıkmadan haberimiz olur diye düşünmüştüm. Beraber planlardık yolculuğunu sanmıştım. Ama haklısın. Hiç bitmiyordu ki işler. Hep ‘Dur. Şu iş de hallolsun, ben sana haber vereceğim. Çok az kaldı bak.’cümleleriyle geçiyordu günler ben de farkındayım. Çok istiyorduk hepimiz yola çıkmanı ama işte. ‘Hadi bekliyoruz artık.’ günü gelmedi bir türlü. Haklısın. Neyi bekliyorduk ki? İyi yaptın. Hem de çok iyi. Ben hala çok ayırdında değilim yola çıkışının. Bir uyuşukluk hali var üstümde. Yolculuk görüntülerin beni silkeliyor biraz. Bir keresinde el salladın ya bana, birden kuşlar omuzlarımdan havalandırdı beni sanki.
Umarım yolculuğun iyi geçer. Ben ilk başta biraz (hadi tamam çokca diyelim.) endişelendim vazgeçersin diye. O çok zor oluyor çünkü. ‘E hani gelecektin?’ ‘Yanlış bir şey mi yaptım seni gücendiecek, vazgeçirecek?’ tartışması çok üzüyor insanı. Her şey güzel olur yolculuğun boyunca umarım.
Burada yola çıkışına sevinen bir sürü insan var ama ona söylemedik. Şimdi hemen çok heyecanlanır, sonra hani olur ya sen yolda vazgeçersin falan anlamaz, üzülür, kızar falan diye bekleyelim dedik. Hem o daha küçük ve sabırsız. E yolculuk da uzun. Sen gelene kadar dayanamaz. Çok da ısrarcıdır. Zor olur diye biraz daha bekleyelim dedik işte.
Burası çok güzel. Dışarıda yağmur, çamur, fırtına da olsa, içerisi hep sıcak, hep huzurlu, hep güvenlidir. O geldi daha da güzelleşti. Şimdi sen gelince herşey bir başka güzel olacak biliyorum.’

8 Mayıs 2008

yok yok hiç içimden gelmiyor...

Elim bilgisayara gitmiyor. Bir sürü nedenim var aslında.
Olan bitene dair hergün yazsan ne fayda diye düşünüyor insan. Hem artık herşey öyle bir noktaya geldi ki, zaten çok şükür hemfikir olduğumuz yazarlar kalemini sakınmadan içimizi ferahlatan yazılar yazıyorlar. Milliyet'i seviyorum. Söylemek istediğim herşeyi buluyorum oradaki yazarlarda. Meral Tamer
'Bir gece benim TV ekranından fırlayıp, avazım çıktığı kadar bağırdığımı görürseniz hiç şaşırmayın.' diyor mesela...
Metin Münir
'Tanrı’yla alakası var, ama camiyle, namazla, hacı hocayla alakası yok.' diyor...
Yorgunum biraz...
Sonra 10 gündür bitmeyen bir sinüzitle başım başka başka ağrılara mekan oluyor.
Bahar süründürüyor sonra. Ben sanki ben değilim gibi. Hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Plan, program, organizasyon, iş-güç herşey benden uzak olsun istiyorum...
Kafa yoracak bir şey okuyamıyorum. Nermin Bezmen'den 2 kitap (
Sır, Aurora'nın İncileri) okudum daha ne diyim artık...
CSI dizileri ilaç gibi geliyor. Gece ve gündüz tv, film seyredeyim istiyorum.
Telekom şu bağlantı sorununu çözemedi gitti. Bas bas adsl'i, altyapı kaldırmasın...Bilgisayardan internetten soğudum.
Sonuçta suçsuzum. Sadece
tembellik hakkımı kullanıyorum Hakim Bey...