28 Mart 2008

çalış(amay)an kadın...

ütü yapan kadın - Picasso
22.03.2008 tarihli Meral Tamer yazısı...
Cinsiyete dayalı yıpranma payı için oturma eylemi
Kadın Platformu, yeni Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısında, kadınların mevcut haklarının yok edilmesini, bugün saat 13.00’te Taksim’de metro çıkışında oturma eylemi yaparak protesto edecek.Kadın Platformu’nun taleplerini, yerim elverdiğince aktarmaya çalışacağım. Ama sizlere önce, bu taleplerin muhatabı Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in, dünkü Referans gazetesinde yer alan şaka gibi demecini aktarmak istiyorum:Bakan Çelik, “Amacımız kadın istihdamını artırmak” deyince gazeteciler tepki göstermiş: “İyi de Sayın Bakan, 3 çocuk doğuran bir kadın, çalışma hayatında nasıl ayakta kalabilir?”Çelik’in yanıtı: “Sosyal güvenlik sistemi açısından 1 çocuk annenin finansmanı, 1 çocuk babanın finansmanı, 1 çocuk da genel olarak sistemin finansmanı için düşünülebilir.”Bakan Çelik’ten, Başbakan Erdoğan’a ters düşecek bir görüş zaten beklemiyorduk, ama bu kadarı da olmaz! Çelik, çocuk sayısıyla sosyal güvenlik sisteminin finansmanı arasında paralellik kurabildiğine göre, bari çocukları 4’leyelim; sonuncusu da kadınlara pozitif ayrımcılığı finanse etsin!
Pozitif ayrımcılıkKadın Platformu’nun bildirisi özetle şöyle:“Evlere hapsolmamak ve daha çok sömürülmemek için sosyal güvenlikte kadınlar için özel önlem istiyoruz. Eşit değiliz. Bu yüzden eşit uygulama istemiyoruz. Eşit olmak için geçici pozitif ayrımcılık istiyoruz.IMF’in direktifleri doğrultusunda hazırlanan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısı, devletin sosyal sorumluluklarını yok sayma ve yok etme üzerine kurulmuş. Devletin vatandaşları desteklemesi yerine, çalışanlar bireysel olarak kendi güvenliklerini sağlamaya çabalıyor. Bu yasa tüm çalışanlara sosyal güvensizlik ve sağlıksızlık getiriyor.Ancak kadınlara daha fazla!
Çifte mesai yapıyoruzÇünkü biz çifte mesai yapıyoruz. Ücretli çalışsak da çalışmasak da yemekleri biz yapıyor, bulaşığı, çamaşırı biz yıkıyor, evi biz temizliyoruz. Sökükleri biz dikiyor, çocuklarımıza, yaşlı büyüklerimize ve aile içindeki hastalara biz bakıyoruz. Ne var ki bütün bu yaptıklarımız, emekten sayılmıyor. Emeğimiz görünmüyor. Ev içindeki emeğimizin görünmesini istiyoruz.“Kadının asıl yeri”, “Yuvayı yapan dişi kuştur” olunca, erkeklere göre daha az okuyan oluyoruz. İş yaşamında, aile ve evlilik kurumundaki konumumuza göre yer alıyoruz. Kayıt dışı, sosyal güvencesiz, esnek çalışma, düzenli iş güvencesiz, düşük ücretli işler bize kalıyor.Çifte mesai yaptığımız göz ardı edilerek ortaya konan eşitlik uygulamaları, bizim daha çok ezilmemizden başka sonuç doğurmaz. Bunun için biz kadınlar, CİNSİYETE DAYALI YIPRANMA PAYI İSTİYORUZ.Haftada 45 saatten az çalışan, çoğunluğu kadın ev hizmetlileri ve geçici tarım işçilerinin, sigorta kapsamı dışında bırakılmasına karşıyız.Bizi babamızın eline bakmaya ya da erken evlenmeye zorlayacak 18 yaşında sağlık güvencemizin kaldırılmasına karşıyız.Yeraltı işçileri her yıl için 180 gün fiili hizmet zammı alıyor. Biz kadınlar da ev işleri ve yaşlı bakım hizmetleri üzerimizden alınıp, sosyal devlet tarafından üstlenilene kadar, HER ÇALIŞTIĞIMIZ YIL İÇİN 180 GÜN FİİLİ HİZMET ZAMMI İSTİYORUZ.”

Aynı tarihli Milliyet Gazetesi'nden...
SİBEL KAHRAMAN
İşsizlik vuruyor, kadınlar eve kapanıyor...
Bahçeşehir Üniversitesi’ne bağlı Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) hazırladığı “İşsizlik Artıyor, İşgücüne Katılım Düşüyor” başlıklı rapora göre işsizlik kadınları eve kapatıyor. BETAM Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel ve araştırmacı Alper Dinçer’in hazırladığı rapora göre, işgücü piyasasındaki konjonktür, kadınları işgücü piyasasının dışına itiyor. 2007 Mayıs’tan sonra kentte kadın işgücüne katılımı hızla azalırken ev işleriyle meşgul olan kadınların sayısı 12 milyon 494 bine tırmandı. Kadınlar işgücü piyasasını terk edip evlerine kapandı. 2007’nin ikinci yarısında kentte işgücüne katılım oranı erkeklerde 0.4 puan gerilerken, kadınlarda gerileme 1.1 puana ulaştı. Araştırmada şunlara yer verildi:- Kentte kadın işgücü göstergeleri, Mayıs-Aralık 2007 döneminde ev işleriyle meşgul olduğu için işgücüne katılmayanların yüzde 10.4 oranında arttığını ve 1 milyon 175 bin kişilik sıçrama yaptığını ortaya koyuyor. - Mevcut durumda iş aramayıp çalışmaya hazır olanları da kapsayan geniş tanımlı işsizlik hızla tırmanmaya devam ediyor. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, 2007 Temmuz’dan beri istikrarlı artış göstererek Aralık’ta 1 milyon 750 bin kişiye ulaşmış bulunuyor. - 2006’nın son çeyreğine kadar ters yönlere hareket eden tarım dışı istihdam ve tarım dışı işsizlik oranı, bu özelliğini 2007 ile beraber yitirmiş görünüyor.



21 Mart 2008

kafe...

Ölçekler farklı, temalar farklı belki ama temelde, herkes bir şekilde yeme&içme üzerine kendi işini yapmayı hayal ediyor.
Özgür bir dönem Hollandalılarla ortak iş yaptı. Bir seri toplantı için Delft'e gittiğimizde şirketin 2 ortağı ile tanışma şansım oldu. Genç ortak Andre, eğitimini aldığı mimarlığa hiç bulaşmadan, bilişim sektöründe kendine yer edinmiş, 40'lı yaşlarında varlıklı ve uzuuun bir Hollandalı. Kız arkadaşı Claudia, Delft'de şehircilik üzerine doktora yapan 30 yaşında bıcır bıcır bir İtalyan. Yaşlı ortak Ton, 60'lı yaşlarında, profesyonel hayatta çeşitli başarılara sahip ağııır bir danışman. Her konuda söyleyeceği bir şey olan bir mentor. Ton'un ikinci bahar aşkı eşi, üniversitede öğretim üyesi snob bir entellektüel. Neyse... Tabloyu çizebildim sanıyorum.
Bir akşam Ton ve eşi bizleri yemek öncesinde birer içki için evlerine davet etti. Grupta Türk ve İtalyan varlığı sohbeti ister istemez yemek kültürüne sürükledi. Ton zengin kütüphanesinden geleneksel Hollanda yemeklerine ilişkin bir ansiklopedi getirdi. Claudia, daha önce Andre'den methini duyduğu evin mutfağında kısa bir keşif turu yaptı, vesaire... Tüm sohbeti neşeli ve heyecanlı üslubuyla çekip çeviren Claudia, çocukluğunda babasının sahip olduğu küçük pizza restoranından bahsederken, Delft'de bulunma sebebinin, eğitiminde bir üst yapı oluşturmak olduğunu unutmuşcasına tek hayalinin küçük bir italyan restoranı açmak olduğunu söyledi. Bizim için bu çok tanıdıktı. Sonuçta, Akdeniz insanı olmamız bizleri birbirimize yaklaştırıyordu. Öyle ya da böyle. Biz de, bizim ve çevremizdeki bir sürü dostumuzun da kafe-restoran-bar açmak gibi bir hayali olduğundan bahsettik. Dediğim gibi, bu benzerliği, Claudia ile aynı iklimin ve biraz da aynı yaşların insanları olmamıza bağladığımdan, beni esas şaşırtan Ton ve Andre'den de böyle bir hayalleri olduğunu duymak oldu. Evet, profesyonel hayatta bir dolu projeye imza atmış ve bir dolu projeye imza atmayı planlayan, bu soğuk iklimin snob ve ağır insanları da, günün birinde herşeyi bırakıp bir bar açmayı hayal ediyorlarmış.

Yeme&içmenin vazgeçilmezliğinden midir, basitliğinden midir bilinmez, herkesin yiyip içip sindirmekle yetinmediği (ki bu konuda okuduğum en eğlenceli yazı şudur.) üstüne bunu bir iş olarak da yapmayı hayal ettiği bir gerçek.
Bugün bu bir fuar dönüşü, geçenlerde aklıma düşüveren şu programla beraber bunlar geçiverdi aklımdan...

12 Mart 2008

kitap kulübü...


'Jane Austen Book Club - Jane Austen Kitap Kulübü'nü izledim bugün. Günlerdir süren koşuşturmacadan sonra, bugün 'Bunu kendine borçlusun!' diyerek. Gün ortasında hem de... Geceden çalmışlığım çok. Günden çalmışlık için de daha sık alıştırma yapmalıyım. Devirecek koca bir cd/dvd kulesi var...

Filmin adı, özeti bir nevi. Kitaplar, hikayeler, kahramanlar içiçe geçiyor, ve kız arkadaşlarla geçirilen bir ikindi tadı bırakıyor damağınızda. İlaç yani :)

Sonra kızımı yuvadan almak için kat ettiğim 15 dakikalık yol boyunca 'kitap kulübü' kültürü üzerine düşündüm. Türkiye'de var mıdır böyle kulüpler? Birileri, bir kitap, bir yazar, bir seri seçip, bunu bir nevi sorumluluk olarak algılayıp, okuyup, düşünüp, kasmadan, kasılmadan, sadece düşündüklerini, hissettiklerini paylaşmak ve tartışmak üzere belirli periyodlarla bir araya geliyorlar mıdır? Şöyle bir google'layınca, hep bir yayınevinin ya da bir bilenin konuşmacı olduğu örneklere rastlanıyor. Peki, şöyle hazırlanan yemekler eşliğinde, kadehler tokuşturularak sohbet edilen tamamen amatör buluşmalar var mıdır acaba?

Bir Paul Auster, bir Borges, bir Michel Tournier, bir Tolkien, bir Arthur C. Clarke, bir Irvin Yalom, bir Elif Şafak kitap kulübü bulsam mesela...Ya da tanımadığım yazarlar, keşfedilmeyi bekleyen karakterler için bir çatı bulsam kendime.

Yok mu? O zaman bu benim işim olsun...

11 Mart 2008

bu aralar...

1.
Adam atın üzerinde, at dört nala koşuyor. Biri soruyor 'Nereye böyle dört nala?' Adam yanıt veriyor. 'Bilmem! Ata sormalı!'
2.
Adam hayatın anlamını arıyor. Soruyor soruşturuyor. Bilmemne dağındaki bilmemne bilgenin hayatın anlamını bildiği söyleniyor. Adam satıyor savıyor gidiyor buluyor bilgeyi. Soruyor. 'Ey bilge! Hayatın anlamı nedir?' Bilge uzaklardaki bir nehri gösteriyor. 'Hayatın anlamı işte şu nehirdir.' Adam şaşkın 'Bu mudur?' Bilge daha şaşkın 'Değil midir?!?'

Biraz yorgunum.
Balıkların hepsi öldü. Ev hiç toplu durmuyor. Çamaşır sepeti hiç boşalmıyor. Her akşam yemek yememiz şart mı? Yataklar toplanmasa, banyo temizlenmese, mutfakta bulaşıklar yığılsa, toz öbeklerini yastık yapsak tembel başlarımıza falan olmaz mı? Stoktaki azalmayla online sipariş geçecek buzdolapları ne zaman girecek evlerimize?
Kızım 5 yaşını bitirdi. Bu yıl daha az hasta oluyor çok şükür. Şu ilaçtan kurtulsak artık. Disiplin ve adanmışlık ayarı kaçıyor bazen. Üzülüyorum o zaman. Okul bakmak gerek. Bu yaşta yollarda mı harcıyacak enerjisini? Yılda bilmemkaçbinliralık eğitimler ne için? Popüler devlet okulu da ne olaki? OKS nedir? Ben bu işlerden anlar mıyım gerçekten? Herkes öyle 'bilerek' anlatıyor ki... Benim atladığım kesin birşey var durumu yaratıyor herkesin bu kasmışlığı. Bazen pamuk ipliğine bağlı gibi geliyor herşey. Ya yanlış karar verirsem...
Yine işimden ayrıldım.Yine yıllardır okunmuş, yazılmış, çizilmiş kafa patlatılmış şeylerin muhasebesi. Yine kolumun altında dosyalar, hiç bir yere ait olamama durumu.

Yine alışkanlık enerjisi ile hesaplaşma. Yine paralel evrenlerdeki benler neler yapıyor diye merak etme.
Ben 35 yaşımda bütün bunları hiç kafaya takmayan biri olabilir miyim?

8 Mart 2008

kutlu olsun...

Öyle çok şey birikti ki, yazamadım.
Çalıştığım ofiste, sekreterya ve hizmetten sorumlu 32 yaşında 4 çocuk sahibi genç kadının 16 yıldır sistemli olarak dayak yediginden bahsedecektim. Boşanma kararını nasıl için için desteklediğimden dem vuracaktım. Ya da ilk işi olan bu görevde tutunması için ona yol yordam gösterme heyecanımı anlatacaktım. Olmadı. Doğru yanlış, ortada kanıt yok, ama msn'de hoş olmayan sohbetleri tespit edilince, üzerine yürünerek işten çıkartıldığından bahsedecektim. Ne olursa olsun, 16 yıldır dayak yiyen bir kadın için bu nasıl bir travmadır düşünemiyorum...
İlk işyerinde usul bilmezliği malzeme yapılarak ufacık bir hatası kollanan, çalışma hayatının zorluğuna kıyasla ne yazık ki 'rahat' gördüğü ev hayatına geri dönebilmek için yeni bir 'koca'nın nasıl da peşine düştüğü konuşulan bir kadın örneği verecektim. Olmadı.
Sonra son 5 yılın en değişmez kadın örneğimden bahsedecektim. Eşi 10 yıldır karşılıksız çek nedeniyle içeride olan R.'yi tanıtacaktım size. Yıllardır temizlik işlerine yardıma gelir bize. Daha önce karalanmış satırlarım vardı ona ilişkin. Onları da derleyip, 2 çocuğuna hem anne hem baba olmaya çalışan mücadeleci kadının artık yorulduğunu üzülerek farkettiğimden, ucu bana dokunduğu halde işini savsaklamasına, kolaya kaçmasına ses çıkaramadığımdan bahsedecektim.
Çocuklarına eğitim ve görgü verebilmek için harcadığı çabaya şahidim yıllardır. Gerek çocuklarının, gerek eşinin ailesinin işini hiç kolaylaştırmadığından, buna rağmen ev sahibi ile arasında geçen ve gururuna dokunan bir tartışma sonucunda nasıl da borç harç bir gecekondu alma cesareti gösterdiğinden dem vuracaktım. Olmadı.
Son 5 yıldır, sadece çalışan anne olarak sesimi yükseltirken, son dönem olaylarla üzerime serpilen toprağı nasıl da attığımı, yeniden kolları sıvamanın vaktinin geldiğini biraz da panikle farkettiğimi paylaşacaktım. Olmadı.
'Domestik Kariyer Kadını' rol modellerimizden, kariyer ve aile seçiminde farklı ayarlarından, kendimin nerede durduğunu farkettiğimden bahsedecektim. Olmadı.
Zaten başından beri 'çalışmak yorar'etiketinin altını doldurmayı planladığım çalışma koşulları ve kadın konulu bir dolu laftan bir iki kuple yazarım diye düşünüyordum. Olmadı.
Dip köşe temizlik sırasında, uzun süredir varlıklarını unuttuğum 'kadın' kitaplarımın beni yeniden heyecanlandırdığından bahsedecektim. Olmadı.
'
Pazartesi Dergisi'nden ve yıllar önce kaleme aldığım 'işte aradığım kadın dergisi' konulu mektubumdan dem vuracaktım. Olmadı.
Bunlar aklımdan geçerken, çağrışımlarla aklıma düşen 'Bir Zamanlar Savaşçıydılar' benzeri filmlerden bahsedecektim.Olmadı.
Bunların neden olmadığından, bahsedecektim. O da olmadı.
Sonunda bugün en azından bugünle ilişkilendirilebilecek şekilde aklıma düşenleri şöyle bir maddeleyeyim dedim. Oldu...

Hepimizin 'Kadınlar Günü' kutlu olsun...