30 Kasım 2007

çalışmamanın keyfi . . .

Bir e-mail silsilesinden. Buraya yakışır :-)

CALIŞMAMANIN KEYFİ

Ernie J. Zelinski'nin "Calismamanin Keyfi" (The Joy of Not Working) isimli kitabi, Turkce haric 14 dile cevrildi. Kitap bir taraftan insanin sevdigi isi yaparsa basarili olacagini, bir taraftan da verimli calisabilmek icin dinlenmenin ne denli onemli oldugunu anlatiyor.
Kitaptan bazi ilginc alintilar soyle:

Bugunun isini yarina birak. (Yunan atasozu)
Yarin yapabilecegin isi bugun yapma. (Fransiz Atasozu)
Iyi bir dinlenme, iyi bir isin yarisidir. (Yugoslav atasozu)
Babam bana calismayi fakat isin esiri olmamayi ogretti. Simdiokumanin, hikaye anlatmanin, sakalasmanin, konusmanin ve gulmenin, iskadar, hatta ondan da onemli oldugunu biliyorum. (Abraham Lincoln)
Cok calismaktansa, cok calisan birinin arkadasi olmayi yeglerim.(Clarence Darrow)
Gereginden cok calismanin karsiligini ileride bir gun alabilirsiniz,ama dinlenmenin karsiligini hemen alirsiniz. (Graffiti)
Ben uluslararasi sohretimi haftada bir - iki kez dusunme ve dinlenmeyevakit ayirma sayesinde yaptim. (George Bernard Show)
Gunduz dinlen ki gece rahat uyuyabilesin. (Ingiliz Atasozu)
Kalitenizin olcusu bos zamanlarinizda ne yaptiginizdir. Medeniyetlerinkalitesi de insanlara sagladigi bos zaman ve bunun kalitesi ileolculur. (Irwin Edman)
Doga, bize fazla aceleci olmanin bir ise yaramayacagi gercegini olumleanlatmistir. (Grafiti)
Isinizin cok onemli oldugunu dusunuyorsaniz, bu sinirlerinizin ciddibicimde bozuk oldugunun en acik gostergesidir. (Bertrand Russell)
Isini her seyden onemli sayarak gunde sekiz saat calisan, sonundacalistigi yerin basina gecer ve gunde ayni hizla yirmi dort saatcalismaya mahkum olur. (Robert Frost)
Mutlulugun formulu, gerektiginde onemsiz seylerle mesgulolabilmektedir. (Edward Newton)
Bitap birakan gunluk yasam, ancak bir aptalin karsilasabilecegi birhayat krizidir. (Anton Cehov)Eger bos zamaniniz yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir. (L. P. Smith)
Hayat bircok engelle doludur, en buyugu de kendinizsinizdir. (Jack Parr)

28 Kasım 2007

neler yazacaktım ?

Birikti bir sürü şey. Ama zaman yok. Kızımın yanında sızıp kaldığım cuma-cumartesi geceleri uyanıp bilgisayarın karşısına oturmadıysam, blog yazarlığı benim için tamamiyle bir lüks. Burası kesin...

Örneğin ZAHA HADID konferansını yazacaktım. Büyük kadın mimar olabilmek üzerine karalayacaktım bir şeyler. Tasarım özgürlüğünden, bu özgürlüğün getirdiği kibirden bahsedecektim. Artık kıskanamayacak kadar yaşlandığımdan bahsedecektim. Çağdaşlarımızın aldığı yola kıyasla Türkiye'de nerede durduğumuzu içim pek bir acıyarak yeniden farkettiğimi yazacaktım.

Sonra bir çocuk oyunundan (Mutlu Prens - İstanbul Devlet Opera ve Balesi) hareketle Türkiye'de sahne sanatları ile ilgili ileri geri yazasım gelmişti. Neyse... Konu tazeyken yazsaydım, haddimi aşabilirdim. İsabet olmuş :-)

Sonra yine "Ah vah Türkiye" konulu başka bir konuda yazacaktım. Kızımın çok heves ettiği buz pateni deneyimi sonrasında Türkiye'de sporcu olabilme imkanlari, prensipleri, vb. üzerine atıp tutasım vardı. Süreyya Ayhan'ın doping yüzünden
ömür boyu men cezası alması gibi bir sürü spor olayını da malzeme yapacaktım halbuki...

Araştırmacı gazeteci yönüm, "yazdım, oldu!" diyemediği için her giriş için en az bir kaç haber, küpür,resim bakacaktı ki bu da yazma sürecini uzatacaktı da uzatacaktı...

Neyse... Yazdım, oldu :-)

10 Kasım 2007

yaş 35...

Tabi ki henüz 34.5 yaşındayım :-)
Ama arada yaş ve hatta bu aralar sıkça 35 yaş konusunu şahane dramatize ediyorum.
Planlarım var örneğin daha önce bahsettiğim. Daha önce izlediğim filmleri yeniden seyretmek, okuduğum kitapları yeniden okumak, vesaire...
Kitapların çoğu kütüphanemizde. Ödünç alınıp okunanlar, internetten kitap satış sitelerindeki hesaplarımda listeleniyor. Filmlere ulaşmak kolay. Eski filmlerin orijinal DVD'lerini 3'e 5'e bulabiliyorum.
Öyle ağır bir başlangıç yapmadım. Ne bileyim hani bir 'Gülün Adı' ya da 'Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği' falan gibi bundan yaklaşık 16-17 yıl önce beni hırpalamış filmlerle başlamadım seçkime.
Daha çok beni basitliği ile etkilemiş filmleri buldum aldım. Geçenlerde de hemen izledim birini.

'Beautiful Girls' bundan 11 yıl önceye tarihlenen bir film. Ama ben bu filmi evliligimizin ilk yıllarında yani 8-9 yıl önce 1.5 oda, 0.75 salon evimizde cumartesi akşamları yaptığımız Kadıköy Ulusal Video'dan alınan VHS kasetlerden derlenen 2 film birden kuşağımızda seyrettim.
Film bir grup arkadaşın yirmili yaşların sonunda eski kimliklerini, eski arkadaşlıklarını ve yeni bağlılıklarını sorgularken ben yirmili yaşlarımın ortasında arkadaşlıklarım ve bağlılıklarım tanımlanmış bir şekilde izlemiştim filmi. Filmin duruluğu, basitliği, parlak oyuncuların iddiasız oyunculuklarıydı damağımda kalan.
Bugün izlediğimde nedense birden yaş konusundaki vurgular kaldı damağımda. Yaş dönümlerindeki hesaplaşmlar, geride kalan duygulara komik çırpınışlarla (koskoca Willie'nin 13 yaşındaki komşusu Marty'ye duyduğunu sandığı çocuksu aşk mesela) sahip çıkmaya çalışmalar falan... Ve evet tabi ki yine erkeklerdeki bağlanmak isteği ve korkusunun çelişkili izdüşümleri...
Zihin bağlantıyı da hemen yapıştırdı...
Yirmili yaşların sonları için deyin, yaş dönümleri için deyin son derece esprili bir dilde yazılmış ve çalınıp söylenmiş bir Jamie Cullum şarkısı bu filmle çakışıverdi kafamda...

sadece bi kuple bulabildim :-)

TWENTYSOMETHING

After years of expensive education,
a car full of books and anticipation,
I’m an expert on Shakespeare and that’s a hell of a lot
but the world don't need scholars as much as I thought.

Maybe I'll go travelling for a year,
finding myself or start a career.
I could work for the poor though I’m hungry for fame
we all seem so different but we're just the same.

Maybe I'll go to the gym, so I don't get fat,
aren't things more easy with a tight six pack?
Who knows the answers? Who do you trust?
I can't even separate love from lust.

Maybe I’ll move back home and pay off my loans,
working nine to five answering phones.
Don't make me live for my friday nights,
drinking eight pints and getting in fights.

I don't want to get up, just let me lie in,
leave me alone, I'm a twenty something.

Maybe I'll just fall in love that could solve it all,
philosophers say that that’s enough,
there surely must be more. Ooooh

Love ain’t the answer nor is work,
the truth eludes me so much it hurts.
But I’m still having fun and I guess that's the key,
I'm a twenty something and I'll keep being me.

doh dah duh dah, do duh dah dah dah
doh dah duh dah, do duh dah dah dah
doh dah duh dah, do duh dah dah dah
doh dah duh dah, do duh dah dah dah

I’m a twenty something.
Let me lie in, Leave me alone.
I’m a twenty something.

doh dah duh dah, do duh dah dah dah
doh dah duh dah, do duh dah dah dah
doh dah duh dah, do duh dah dah dah
doh dah duh dah, do duh dah dah dah

1 Kasım 2007

çağrışımlar ...

BJORK'un, yıllar önce Bienal'de karanlık bir odada projeksiyondan izlerken neredeyse donakaldığım bu klibi bugünlerde neden aklıma düştü diyordum...

Zaman zaman hafızamda kocaman kara delikler oluşurken, bazen böyle bağlantılar için tüm beyin kıvrımlarımın seferber olması beni çok şaşırtıyor.