21 Ekim 2007

bir öneri peşinde...

WOM diyorlar ya... Word Of Mouth yani... Reklamcılar, pazarlama akademisyenleri,vb. Türkçe'de buna ne desek ne desek diye kafa patlata dursunlar ben 'kulaktan kulağa' diyorum...
Neyse ben bloglar arasında böyle geziniyorum işte.
Sadan beni
Endişeliperi ile tanıştırdı mesela.
Bu gönderi(!) de işte Endişeliperi'nin son yazısındaki önerisinin (Film Senaryosu Okumak.) peşine takılmamla şekillenmeye başladı. Genelde bir konuya başlayıp, A-Z oyunlar gibi seke seke konular arasında cirit attığımdan yazı bittiğinde nerede olacağımı ben de kestiremiyorum :-)
Film senaryosu okumak diyince aklıma hemen 'The Big Lebowski' geldi.

Hayatım mükemmeliyetçilik peşinde koşuşturmakla, beyin kıvrımlarımda beni sürekli dürten düşünceleri, planları, hazırlıkları hayata geçirmek için debelenmekle geçerken hep aklıma düşer şu Lebowski. Bulaşık suyunu andıran küvetinde ot içip, balina sesleri dinleyip, bir bornoz, bir şortla hayatını sürdürürken sahip olduğu o kusursuz dinginliğin nasıl olabileceğini hayal etmeye çalışırım...
Belki tüm filmin içinden kesilip çıkarıldığında o etkiyi yaratmayacaktır ama bu sahne benim şimdiye kadar en çok güldüğüm sahnelerden biridir.


It is a high, wind-swept bluff. Walter and the Dude walk
towards the lip of the bluff. Parked in the background is
one lonely car, Walter's.

Walter is carrying a bright red coffee can with a blue plastic
lid. When they reach the edge the two men stand awkwardly
for a beat. Finally:

WALTER
I'll say a few words.

The Dude clasps his hands in front of him. Walter clears
his throat.

WALTER
Donny was a good bowler, and a good
man. He was. . . He was one of us.
He was a man who loved the outdoors,
and bowling, and as a surfer explored
the beaches of southern California
from Redondo to Calabassos. And he
was an avid bowler. And a good
friend. He died--he died as so many
of his generation, before his time.
In your wisdom you took him, Lord.
As you took so many bright flowering
young men, at Khe San and Lan Doc
and Hill 364. These young men gave
their lives. And Donny too. Donny
who. . . who loved bowling.

Walter clears his throat.

WALTER
And so, Theodore--Donald--Karabotsos,
in accordance with what we think
your dying wishes might well have
been, we commit your mortal remains
to the bosom of.

Walter is peeling the plastic lid off the coffee can.

WALTER
the Pacific Ocean, which you loved
so well.

AS HE SHAKES OUT THE ASHES:

WALTER
Goodnight, sweet prince.

The wind has blown all of the ashes into the Dude, standing
just to the side of and behind Walter. The Dude stands,
frozen. Finished eulogizing, Walter looks back.

WALTER
Shit, I'm sorry Dude.

He starts brushing off the Dude with his hands.

WALTER
Goddamn wind.

Heretofore motionless, the Dude finally explodes, slapping
Walter's hands away.

DUDE
Goddamnit Walter! You fucking
asshole!

WALTER
Dude! Dude, I'm sorry!

The Dude is near tears.

DUDE
You make everything a fucking
travesty!

WALTER
Dude, I'm--it was an accident!

The Dude gives Walter a furious shove.

DUDE
What about that shit about Vietnam!

WALTER
Dude, I'm sorry--

DUDE
What the fuck does Vietnam have to
do with anything! What the fuck
were you talking about?!

Walter for the first time is genuinely distressed, almost
lost.

WALTER
Shit Dude, I'm sorry--

DUDE
You're a fuck, Walter!

He gives Walter a weaker shove. Walter seems dazed, then
wraps his arms around the Dude.

WALTER
Awww, fuck it Dude. Let's go bowling.

20 Ekim 2007

okumak üzerine ...

Bu ara ne sık düşünür oldum eskiden okuduğum kitapları. Her sohbet bir kitaba götürüyor beni.
Her kitabın bir sahnesi, bir düşüncesi, bir karakteri kemikleşmiş kafamda. Hikaye genelde yerli yerinde ama sonu desen yok bazen, karakterler desen kayıp olabiliyor.
35 yaşımı doldurmama aylar kala kendi kendime, okuduğum tüm kitapları yeniden okuma gibi bir misyon bile belirledim diyebilirim.
Bir ara aklıma düşen kitaplardan geriye ne kaldığını yazacağım.
Yeni yeni kitaplar çıkacak. Daha okumadığım binlerce kitap var ve ben tüm okuduğum kitapları (kaç kitap okumuşumdur acaba?) yeniden yeniden okumak istiyorum. Zamanım yeter mi?
Bugün kızıma bakıp okumaya başladığında önünde nasıl da büyük bir dünyanın kapılarının açılacağını düşünüp onun adına heyecanlandım. Birden sahip olduğum en önemli yeteneğin okumak olduğunu düşündüm.
Bilgiye ulaşmak için okumak.

İşte bu yüzden
Bienal'de en beğendiğim işlerden biri NINA FISCHER - MAROAN EL SANI'nin Dünyanın Bütün Hafızası (Toute la mémoire du monde) isimli videosu oldu...

Paris’in merkezindeki eski Bibliothèque Nationale de France/Fransa Ulusal Kütüphanesi’nin birçok yeri şu anda boş. Deponun 11 katı ve geniş okuma odası kullanılmıyor. 1956’da bu kütüphane “Hiroshima mon amour/Hiroşima sevgilim” ve “Geçen yıl Marienbad’da”nın yönetmeni Alain Resnais’nin bir filminin seti olarak kullanıldı. 20 dakikalık belgesel “Toute la mémoire du monde/Dünyanın bütün hafızası”nda Alan Resnais kütüphanenin dünyadaki bilginin bir deposu olarak nasıl işlediğini; sıradan bir günde kitapların, dergilerin, planların ve diğer hazinelerin, okuma odasındaki, Resnais’in deyimiyle, evrensel bilginin bir parçasını okuma yoluyla içselleştiren ve bir “anahtar” elde eden okuyucunun kullanımına sunulmak üzere kütüphaneye nasıl ulaştığını, listelendiğini ve arşivlendiğini gösteriyor. 50 yıl sonra: Mekân boşaltılmış. Bir kıyamet sahnesi. Bilgi kaybolmuş. Boş okuma odası ve boş depo sahneleri hemen o “anahtar”ın, bilgiye götüren geçidin kaybını ima ediyor. Alain Resnais’nin filmine paralel bir yaklaşımla, kütüphaneyi yavaş takip çekimleriyle filme aldık. Çift projeksiyonla tek bir kitabın yer almadığı binlerce depo rafı gözümüzün önünden geçiyor, kameraya tek yakalanan vakit geçiren bir avuç genç.
...
...

17 Ekim 2007

kendimden korkuyorum...

İnsan gerçekten içinde bambaşka birinin olduğunu düşünüyor.

Ya da kendisiyle tam olarak yüzleştiğini...

Yaşama hakkına karşı gelen her şeye karşı öfke, şiddetle karışabiliyor.

Çok geçerli bir nedeniniz olsa da birinin yaşama hakkını elinden alabilir misiniz?

Peki adaletin işini yapmasını bekleyebilir misiniz?

Neil Jordan benim adıma tüm yanıtları vermiş...

7 Ekim 2007

önüm arkam sağım solum sobe...

Ben sobelenmişim.
DİZİ konularında Geveze
sobelemiş beni. Ahhh ahhh yazacak ne çok şey var. Ara ara döneceğim konuya da şimdi grup oyunu terbiyesi almış bir kişi olarak en güncellerine karşı hissettiklerimden bahsetmeliyim. İşin sosyolojik boyutlarını deşmeye girersem, yine pek bir uzun olacak. Yavaş yavaş yani...

Türk dizilerinden 'Bıçak Sırtı'nı izleme çabası içindeyim. Bağırış çağırış yok, oyuncular şiir gibi oynuyor. Yürek deşen müziğe dayanacağız bir süre. Nejat İşler bıyıklarını kesse, Fikret Kuşkan her şeyi boşverip piyano öğretmenine aşık olsa ve aşkını yaşasa, şu güzelim çocuğu üzmeseler falan bana yeter...

Ben koca bir mola almis durumdayım. 'Lost'u bekliyorum. Ama öyle tek tek seyretmeye halim yok. Şöyle bir Nisan'a kadar dayanıp 3-5 bölüm birden izleyeceğim. 'Prison Break' olabilir. Tek tek seyredilebilir. 'Heroes' sloganını - SAVE THE CHEERLEADER SAVE THE WORLD-değiştirse belki...Nip/Tuck başlıyor 21 Ekim'de. Telefonuma 'reminder' koyacak kadar ileri götürdüm işi.

Evet evet pek bir kısa kesiyorum. Çünkü hepsi için ayrı bir giriş yapacak kadar çok şey biriktirmişim.

VE 187. SAYFA...

Sadan da sobelemiş beni...

"Beni boğmakta kullandığını tortuların kokusu bu, " dedi Steerpike. "Yüzümün kokusunu alıyorsunuz."

"Oh, " dedi Fuchsia. Tekrar mumu eline aldı. "Beni takip etsen iyi olur."

Gormenghast 1
TITUS GROAN
Mervyn Peake
Om Roman



Fantastik edebiyatın başyapıtlarından kabul edilen bu seriye biraz ürkerek başladığımı itiraf etmliyim. Ancak tüm karanlık tasvirli karanlık mekanlara, tüm karanlık karakterlere rağmen bir çekimi var kitabın. Çevirmen Dost Körpe de girdap diye tanımlamış zaten. Yüzüklerin Efendisi'nden farklı olarak bir dünyanın değil de bir şatonun içinde geziniyor olmak, beni ayrıca bir mimar olarak da heyecanlandırıyor.

Ben de
Fulya'yı sobeleyeyim bari...

6 Ekim 2007

feysbuk hadisesi...

Ben çocukluğumdan beri 'arkadaş' severim. Severim yani arkadaşı, arkadaşlığı.
Kardeşim kaç yaşına geldi :-P, hala o ilk çocukluk döneminde, arkadaşlarımı ondan daha çok önemsediğim için yaşadığı taravmadan :-) dem vurur... Okul sonrası herkesi toplayıp eve getirmeler, promosyon olarak bahçe oyunlarını ve çocuk beceriksizliği ile hazırlanmış sadviçleri öne sürmeler, vesaire...
İlk gençliğimden, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen arkadaşlarımla, tüm gün süren okul sohbetlerine rağmen nasılsa bitip tükenmeyen konulara akşam evde (fatura ödemesinin harçlıklarımla yapılacağı tehdidine karşı koyarak) telefonda devam etmeler kalmış aklımda...
Bir de telefon kablosunun odalara taşınabilmesini kolaylaştırabilmek için ne kadar uzun bırakıldığı...
Bir de bir de, şimdi çokca komik bulduğum şu 'dostum' - 'arkadaşım' ayrımı. Kim dosttu da, kim arkadaştı :-)
Ben çocukluğumdan itibaren fazla şey bekledim bu müesseseden. İlk isyanım komiktir hatta. daha orta 1'de miydim neydim, sırf benim paylaşma coşkum karşısında duvar teşkil ettiğini düşündüğüm bir 'çok yakın arkadaş'ıma veda mektubu yazmıştım. 'Benden bu kadar!' demiştim.
Sonrasında çok renkli bir 'arkadaş' hayatım oldu. Lisede de, üniversitede de... Neredeyse bir komün hayatı bile yaşadık bir dönem. Çok coşkulu, çok renkli, çok duygusal ve kimi zaman da çok dramatik şeyler yaşadık. Birbirimizin herşeyiydik. Ailelerimize kızgın ya da kırgın, hayata aç ve meraklı yuvarlanarak yaşadık bir dolu şey. Herşey sayılıydı. Buluşulacak mekanlar, gidilecek barlar, dinlenecek konserler, izlenecek filmler, dinlenecek radyolar, izlenecek kanallar, vesaire... Cep telefonu ve internet neredeyse yoktu. (O yıllarda Kanada'ya giden bir arkadaşımla birbirimize nasıl sayfalarca mektup yazdığımızı da unutmuş değilim.)
Ve nasılsa biz hep birbirimizden haberdar ve beraberdik. Ve evet gençtik...
Sanırım kırılma eş zamanlı oldu. İletişim gelişirken, biz büyüdük ve sorumluluklarımız arttı. Araçlarımız çoktu artık, ama o araçları kullanacak zamanımız ve enerjimiz yoktu. Amerika'dan ithal, sit-com'larda, drama'larda, filmlerde benim 'çat kapı arkadaşlığı' dediğim ilişkileri izleyip, neden bu ilişkileri tüm bu geçmişe rağmen kendi aramızda kuramadığımız sorgulamasını yaparken ben, evlilikler, kariyerler, mesafeler ve öncelikler kat kat kurulmuş arkadaşlıkları orasından burasından budadı.
Ben denedim. Çok denedim. Bağları korumaya, yenilemeye ve . Dedim ya çocukluğumdan beri bu müesseseyi çok sevdim ve ondan çok şey bekledim. İşte o yüzden bir hesaplaşmadır gider benim hayatımda. Emek ne kadar karşılıklıdır ilişkilerde, ne kadar tek taraflıdır önemlidir benim için.
Yine bir elin parmaklarını geçmeyen arkadaşlarımla devam eder alışkanlıklar ama bir yerlerde yenildiğimi için için bilirim.
Şimdi bir feysbuk hadisesidir gidiyor. Eski arkadaşlar bulunuyor, dürtülüyor, ısırılıyor, vesaire. Herkes haberdar birbirinden. Herkes fiziksel emek harcamadan birbiriyle buluşuyor, konuşuyor, sarılıyor !
Evlilikler yapılmış, çocuklar doğurulmuş, kariyerler ve öncelikler 3 aşağı 5 yukarı belli. Kolay iş! Bahanesi yok!
Ben bu feysbuk'tan çok şey bekliyorum :-)