30 Eylül 2007

nesil X : kayıp nesil

Buldum ! Sorun sadece hangi yıllar arasında doğduğumla ilgiliymiş. Yani toplumsal oluşumlar, gelişimler vesaire şekillendirmiş 'çalışma' ile aramdaki gergin ilişkiyi.
Masumum Hakim Bey :-)

Generation X : The lost Generation

From 'slacker' to dot.com fortune and fame to ?-a big question mark. Generation X (born from 1965 to 1976)- the pernnial 'middle-child generation' of our era with a population of a mere 40 million-has been through a very tough time recently from living through and taking much of the brunt of the fallout of the Internet start-up fiasco. But Gen X has responded to the sitution with its own particular, famous flair:a combination of individualism, flexibility, and bravado. First of all, many Gen Xers are finding that they still don't want to work within the system and they still don't quite know what they want to do when they grow up or maybe (wounded as they have been professionally) they just don't want to work at all-at least not for a while., at least not in traditioanl sense. Maybe they'll just invent the whole notion of work in their usual highly creative, entrepreneurial manner. What is certain is that they will do whatever they do on their own terms.

Citizen Brand
Marc Gobe

27 Eylül 2007

casomai...

Böyle filmler var, döndür döndür seyretmek istediğim. CASOMAI de bu film listeme dahil oldu cumartesi akşamı. C-NBCE sağolsun...
Böyle gerçek karakterli filmlerin yeri benim için çok ayrı. Bu gerçek karakterli filmler genelde Avrupa'lı oluyor. Fransızların ve Kuzey Avrupalıların aksine İtalyanlar bu gerçek karakterlerdeki ve gerçek hayattaki güldüren yanı hiç atlamıyorlar. 'Buhrana gerek yok.' diyorlar. (Morettî'den 'Sevgili Günlüğüm' geliyor aklıma ilk olarak. Ferzan Özpetek de İtalyan bir sinemacıdır bu bakışla...Çok severim, gerçekten çok severim...)
Hayat herşeye rağmen gülümsetebilir...

23 Eylül 2007

cirque du soleil . . .

Gösteri dünyasının (bence) en etkileyici bu grubu ile ilgili uzuuun uzuuun yazacağım...

Şimdi seyreyleyelim...

20 Eylül 2007

vertigo . . .

Bir nefeste, bir gecede okumuştum 'Şans Müziği'ni. Başka seçeneğim yoktu. Ertesi sabahı beklemeye sabrım yoktu.
Bitirince mutsuz olacaktım. Ertesi sabah sevdiğim bir arkadaşımı yolcu etmişim de daha kapıdan çıkar çıkmaz onu özleyecek kadar durumu dramatize etmişim gibi olacaktım. Burası kesindi.
Ama o kitap bitmeden gözüme uyku girmeyecekti.
Paul Auster'la böyle tanıştım.
Yakınlarda yine bir geç kalmışlıkla Mr. Vertigo'yu okudum.
http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=EWW0HDMKZY7KZKM26RXQ
Yine neredeyse bir nefeste. Amerika'nın yakın tarihini silkelerken roman, tüm karakterler yine arkadaşım oldu. Boğazıma acılar düğümlendi. Sıradan bir hikayenin içindeki mucizeleri yaşarken heyecanlandım. Ve yerden yükselmek üzerine yeniden düşündüm. ('Mavi Tüy'ü yeniden okumalıyım bir ara.)

Ve o da nesi...
Peter Marvey bana romandan sahneleri hatırlatan bir gösteri için buralarda olacakmış. Sponsor buluna, gidile...

çalışmak yorar...

'Zamanı olmayan kişiler hor görülmeli. İşi olmayan insanlara acımalı. Ama işe zamanı olmayanlara gelince, işte onlara gıpta etmeli.' demiş Karl Kraus...

Düşünce Dergisi COGITO'nun 12. nadide sayısı didik didik eder 'ÇALIŞMA' konusunu.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=calismak+yorar
Çok severim. Döndürür, döndürür okurum.
Bugünlerde (hatta dünlerde ve de ondan önceki günlerde de) yine aklıma düştü.

İş hayatında umutsuz mutluluk arayışım devam ediyor. Üzümler hep çöplü, armutların sapı hep uzun.
Çocuklu hayat ve şehir hayatı zaten kalııın çizgilerle bir çerçeve çiziyor. Üzerine bir de, iş hayatının olmazsa olmazlarına - dedikodulara, entrikalara, sürekli yakınarak kazık çakmışcasına çalışanlara, çok lafı çok iş, çok söylenmeyi çalışkanlık zannedenlere, vesaire vesaire - karşı uyum sorunu yaşıyorum tam oluyor.

Arıyorum. Ve inanıyorum bir gün bulacağım :-)

14 Eylül 2007

ben 1 yıldır hiç bir şey düşünmedim mi?

Olur mu öyle şey ! Neler düşündüm neler, neler okudum neler, neler yaşadım neler, neler karıştırdım neler, neler buşatırdım neler... Kimsenin sorduğu yok zaten de, ne kimse sorsun ne de ben özetleyeyim...
'Uyumlu ayrık otu' modeli yaşama devam kısaca. Yani marjinal ve de radikal bir hayatimiz yok öyle şakkadanak ayrık otu denilsin ama içsel olarak her gün bir kopuş, bir ayrı düşüş, bir öfkeleniş.
Velhasıl yazacak çok şey birikti. Aslında yazmışım yazacağımı zamanında. Edebiyat demişim, sanat demişim, sosyal haklar demişim, kadın demişim, geri dönüşüm demişim, annelik demişim, demişim bir şeyler yani...
Özeti budur aslında da, bu fibromiyalji benim belimi çok büktü. Beyin kıvrımlarımı şöyle iyice bir temizlemek, bir kış hazırlığı yapmak gerek. Varsın baki kubbede asılı kalsın, uzay da 'tınnnnnnnnn'lasın düşüncelerim. Kafamdan çıksınlar da...