21 Eylül 2006

baba ve piç (!)

5-6 gün önce anne oldu Elif Şafak...
Bugün de davası var. 'Baba ve Piç', 'Türklüğe Hakaretten' yargılanacak.
Doktoru sezaryen olduğu için gitmesine izin vermemiş davaya. 'Anne yönüm kal, yazar yönüm git diyor.' diyor...
Kadınsınız, kadın karakterler yaratıyorsunuz, yazıyorsunuz, Ermeni olsun, Türk olsun onların ağzından karşılıklı yaşanan dertleri dile getiriyorsunuz ve çocuğunuzu emzirdiğiniz ya da altını değistirdiğiniz gün bütün bunları yazdığınız için 3 yıl hapis istenerek davanız başlıyor...
Bana çok üzücü geliyor bu yaşananlar...

Bu ülkede kadın olmaya dair yaşanan bir başka örnek için lütfen okuyun...
http://www.milliyet.com.tr/2006/09/21/son/sontur06.asp

1 Eylül 2006

çocuklu, çoculça, çocukla . . .

Kızımın doğumuyla tam 3.5 yıldır, yıllardır kenara köşeye karaladıklarımın yapısı hissedilir ölçüde değişti :-) Bunları paylaştığım platform ise sadece, sınırlı sayıda kişinin yer aldığı bir e-group oldu.
Şimdi, bir şeyler derlemeye çalıştım. Ancak aklıma üşüşen bir dolu şeyi sadece gruplayabildim.

ÇOCUKLU, ÇOCUKÇA, ÇOCUKLA ...

Şöyle dramatik bir giriş yapmak istiyor insan...
Ama nereden başlayacağını bilemiyor.
Kolay değil. 33.5 yıllık bir yaşamı yeniden gözden geçirmemi sağlayan, 3.5 yıllık bir yaşam var yanıbaşımda.
Beni 'Ben önce bir anneyim!' cümlesinin içine düşürmüş bir yaşam. Beni çocuklu, çocukça ve çocukla olmayla yeniden yoğuran bir yaşam…
Büyüyor… Ve o büyürken ben bazen küçülüyorum, bazen taze bebeklerin bir gün içine sığdıkları tuluma ertesi gün sığamamalarına neden olan büyüme hızında büyüyüveriyorum.
Bazen herşey kontrolümde sanıyorum, bazen yanıbaşımda şekillenen hayata sadece seyirciymişim gibi geliyor.
Korkuyorum bazen. Yanlış(!) birşey yapmamak için uykularım kaçıyor.
Bazen şu 33.5 yıllık yaşamımda tecrübe ettiğim, öğrendiğim, ders çıkardığım herşeyin aslında bu yeni yaşama dokunurken yanlış bir şey yapmamak için olduğunu farkedip 'bebekler(!)' gibi uyuyorum…

Çocuklu olmaya dair yaşananların arasında en sıkıntılı olanı sanırım iş yaşamı.
10 yıllık çocuk öncesi ve 3 yıllık çocuk sonrası iş deneyimimle yazmak istediğim bir dolu şey var.
'Evet. Cumartesi günleri çalışamam ve sık seyahat edemem.' Çok özür dilerim.(!) Ben bir anneyim…

Çocukça olmayı biraz ihmal ediyorum. İmdadıma kızım yetişiyor.
Fili yutmuş bir boğa yılanını, şapka olarak görüyor olma korkusuyla silkeleniyorum bazen.
Bazen aklıma Peter Pan düşüyor. O muhteşem yemek sofrasında uçuşan pastalar, yemekler geliveriyor aklıma. Yine de 'Yarın temizlik günü mü?' diye düşünüyorum :-)
Şarkılar, tekerlemeler ezberliyorum. Sanatı en primitif haliyle yasayarak bir 'faaliyet' çılgınına dönüşüyorum.

Çocukla olma konusunda kendimize sınır koymamaya çalışıyoruz. Zorlanıyoruz, yoruluyoruz ama uslanmıyoruz.
Kızımın şimdiden 2.500km. lik 2 koca seyahati var.
Bunların arasında kızımın 1.5 yaşındayken 2005 Atina Olimpiyatları'nda, Elvan'in koşacağı akşam, tüm gün uykuya direnip, Elvan'ı seyrettikten sonra pusetinde 60.000 kişinin tezahüratında gık demeden uyumasından; 2.5 yaşındayken Pamukkale'yi çıplak ayak arşınlamasına kadar yazılacak bir dolu anım var.

Bu arada, şehir hayatını da ucundan yakalamaya çalışırken düşündüklerim; tiyatroları, filmleri, sergileri, etkinlikleri 'çocukla' izlerken öğendiklerim, eleştirilerim ve önerilerim var.

Kısaca çocuklu, çocukça ve çocukla olmaya dair benim de diyeceklerim var...